AYPA-TV Guinnes Rekorlar Kitabina göre "Dünyanin En Kücük Televizyon Kurumudur"...

 

Gazeteci Sinan Kara

 

"Benim doğru bildiğim yol onlara göre yanlış.  Yanlışa giden yol ise onlara çıkıyordu."

 

Cagdas Gazeteciler Dernegi ==> www.CGD.org.tr

 

 

 

 

 

 

 


Gazeteci Sinan Kara


Sinan Kara'nın Gazetesi


Sinan Kara'nın Haberleri


Haberlerde Sinan Kara


Sinan Kara Mahkemede


Sinan Kara'ya Destek


Sinan Kara'nın Avukatı Burhan Apaydın


Sinan Kara'nın Oğlu
Burhan Apaydın Kara


Ziyaretci Defteri'ni OKU
Ziyaretci Defteri'ne YAZ


Sinan Kara Yahoo! Groups



Gazeteci@SinanKara.com
Gazeteci_Sinan@mynet.com
SinanKara2000@yahoo.com


Tel : 0537 354 72 74


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sponsor:

AYPA-TV ist laut Guinness Buch der Rekorde "Der kleinste Fernsehsender der Welt"

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Datça Haber
Gazeteci Sinan Kara'nın Aktüel Konular Hakkındaki Yazılarını Okumak için
Buraya Tıklayınız...


Gazetecilik Yürek İster,Bedel İster !
Biz Cesuruz, Biz Memleketi Seviyoruz...
Tarafsız, İlkeli, Cesur İnternet Gazetesi Yolda !

www.MemleketinSesi.SinanKara.com

Dürüst Yazarlarıyla
Haber ve Yorumlarıyla Yakında Sizlerle
 


 

HaberEkspres.com - Macit Sefiloğlu: "Deniz Baykal Datça'ya gidecek"
Macit Sefiloğlu HaberEkspres.com - 13.05.2004 -
Deniz Baykal Datça'ya gidecek
 

Milliyet - Melih Aşık 12.04.2004 - Haberekspres 12.04.2004

 
Haberciler 124.05.2004: "Birileri bu haksızlığa dur desin!"


SİNAN KARA ve YEREL MEDYA 


Dün bütün gün (11/05/2004), Sinan’ın Datça Kaymakamı ile olan duruşmalarının 24 ve 25. , toplam davalarının  34 ve 35. davaları için Datça adliyesindeydik. Datça yerel devlet ricallileri Sinan’a tam 35 dava açmışlar. Bunların 25 ini Datça kaymakamı açtırmış.
24.ncü davanın konusu, kaymakamı mesai saatinde ( 09.30) denizde yüzerken kamerayla görüntülemek. Kaymakam Savaş Tuncer rahatsız edilerek, edep yerlerinin görüntülenmesi nedeniyle şikayetçi olup dava açtırmış. Söz konusu davanın şahsi tanığı olduğumdan yansız olarak özetleyeyim. Yine bir Sinan duruşması için, sabah erken kalkıp Datça’ya gitmiştim. Datça’ya varınca Sinan’ı arayıp birlikte kahvaltıya davet ettim. Sinan deniz kenarından yürüyerek bize gelirken  elindeki kamerayla denizdeki kirliliği görüntülemek istemiş. Bakmış denizdeki çöplerin arasıda yüzen birileri var. Biraz yaklaşınca görüntüdekinin kaymakam olduğunu fark etmiş. Mavi bayrak almış olan lojmanının önünde çöplerin arasıda eşiyle birlikte yüzüyor. Eşini görüntülemeden, mesaide olması gereken saatte çöpler arasıda yüzen kaymakamı kameraya almış. Yanımıza gelip kahvaltıya oturunca olayı heyecanla, tesadüfe bak diyerek bize anlattı. Kahvaltıyı bitirip arabamıza binerken polis bizi çevirdi. Sinan’ın kamerasına el koymaya çalıştı. Vermeyince, kaseti alıp hepimizi karakola götürmeye çalıştılar. Ben ve eşim gitmeyince Sinan’ı alıp karakola götürdüler. Kaseti ve ifadesi alınmış Sinan’ı sonra bıraktılar. İşte bu günkü Kaymakam Savaş Tuncer davalarından biri bu idi.
  İkinci dava ise, Datça kaymakamına gazetesinin iki nüshasını vermediği için, kaymakamın mahkemeye verdiği dava sonucu hapse giren  Sinan’ın, cezaevindeyken yazdığı, “Sinan’ın Kara Kitabı” nda İsmet İnönü’nün ‘Bir memlekette namuslularda, namussuzlar kadar cesaretli olmadıkça, o memleket düzelmez.’ Sözünü üzerine alınarak kendisine namussuz denildiği iddiasıyla hakaret davası açması.  Benim aklıma gelen ilk şey; bunda iki iddia ve iki taraf var. Namuslular ve namussuzlar cephesi. Kaymakamın kendisini neden namuslular cephesinde görmeyip, namussuzlardan alınıp dava açmasıdır. Zaten bu sözü Sinan daha önce gazetesinde yazdığı için kaymakam dava açmış ve davası reddedilmiş. Aynı sözü kitaba yazınca kaymakam yine dava açmış, bu kez yargılanıyor.  İki duruşmada 22/06/2004 e ertelendi. Mahkemede, davalar ve hapishane cenderesine sokulmuş Sinan’ı izlerken, bir yandan da Marmaris gazetecilerinin bir bölümünü düşünüyorum. Ulusal medya İstanbul, Ankara İzmir vb. uzak kentlerden gelip Sinan’ın duruşmalarını izleyerek yazıp çizerken, Marmaris medyacıları ilgisiz ve duyarsız. 28 Mart seçimlerini kaybeden 15 yıllık belediye başkanı, bir söyleşisinde yerel medya için; onlara bir kemik atarım, susarlar diyebiliyor. Ve ne acıdır ki, sükut ikrardan gelir deyimini teyit edercesine herhangi bir tepki almıyor. Başkan, kimine büfe vermiş, kimini maaşlı personeli yapmış, kiminin karısını, kızını belediyede işe almış. Kimini ilan vb parasal desteklerle beslemiş. Yerel yönetimlerle ilgili gazeteme yazdığım 700 sözcüklü bir köşe yazımın bir sözcüğünden ötürü Kenan Evren’in şikayeti üzerine hakkımda jet hızıyla dava açılıyor. Kurucu üyesi olduğum Marmaris gazeteciler Derneğinden ses çıkmıyor. Ben Sinan olamam. Sinan soyadıyla mütenasip olarak gözü kara. Doğrularından ödün vermiyor. Datça dönüş yolundayız. Sinan’la yan yana oturuyoruz. Üç yıla yakın süredir dahili olduğum, Sinan davaları, hapishaneleri, işsizliği, aşsızlığı (Eşi Gülistan, kızı Berfin, oğlu Apaydın) beni ürpertiyor. Sinan’ı anlamaya çalışırken Sinanlaştığımı fark ediyorum. Ne istiyor, ne yapıyor bu Sinan Kara ?
Hırsızlıklara, yolsuzluklara, hortumlara tepkisiz kalarak taraf olan güruhtan ayrılarak tepkili ve tavırlı muhalifliğiyle insanlaşmaya çabalıyor.
Yönetenlerin, kötü yönetimlerinin güttüğü sürünün pasifiistliğinden kurtulmaya çalışarak, çağdaş toplumların yönetişen aktivisti olmaya çalışıyor.
Duyarsız cemaatten ayrılarak, duyarlı bir cemiyet arama yolculuğuna çıkmış. Başka ve daha iyi bir dünya mümkün mücadelesindeki SİNA KARA; gündüzün ortasında elinde R. Diogenes’in feneri, F.Nietzsche’nin üstün insanlarından katılımcılar arıyor. 12/05/2004
Mehmet Yürek
De
ğişim Gazetesi, Marmaris

 

 

MEDYA TAVA 04.05.2004


 


Radikal 03.05.2004 - Celal Başlangıç Gazeteciyse süründürün!

Bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Ama Muş'tan Datça'ya kadar yaşananlara bakınca durum gazeteciler açısından pek 'özgür' değil. Özellikle Anadolu'nun 'gözden ırak' yerlerinde gazeteci hapis ve para cezası tehdidiyle karşı karşıya

Celal Başlangıç 03/05/2004 Radikal.com.tr

Gaziantep-Kilis arasındaki 'bölünmüş yol'un açılışı var. Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen kürsüde. Bir yandan konuşurken diğer yandan da elindeki yerel 'Söz Halkın' gazetesini havaya kaldırıyor. Kendisini dinleyenlerin önce şaşkın bakışları, sonra da alkışları arasında 'manşetini beğenmediği gazeteyi' bir güzel yırtıyor. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) olaya tepki gösterirken "Sayın hükümet üyesi son günlerde sıkça karşılaştığımız 'töre katilleri' gibi kendisini yargının yerine de koydu ve gazeteye uygun gördüğü cezayı kendi yöntemleriyle infaz etti" diyordu.
Her ne kadar Bakan Tüzmen "Gerçekdışı bir haberin büyük puntolarla verildiğini gördüm ve çok üzüldüm. Benim de tarzım olmayan yanlış bir tepki gösterdim" diye özür dilese de 17 Mart'ta yaşanan olay, bir gazetenin 'okunmakla yırtılmak arasında' nasıl da ince bir çizgide durduğunun en somut anlatımı.
Bu olay hükümet üyesinin üzerine onlarca objektif ve kameranın çevrildiği bir anda meydana geldiği için Türkiye'nin dört bir yanında görüldü. Bir de kameraların görmediği, objektiflerin çekmediği olaylar yaşanıyor Anadolu'nun 'gözden ırak' illerinde, ilçelerinde.
Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe'yi görevi başında öldürmekten sanık polislerin davası için demokratik kamuoyu, meslektaşları, gazetesi, yoldaşları ve ailesi davanın sonuçlanması için neredeyse dünyanın yarısını gezecek kadar yol yapmışlardı.
Bir gazetecinin öldürülmesi ile ilgili dava 'gözlerden ırak' kılınmak için Anadolu'nun içlerine doğru 'sürgün' edilirken, acaba o davaların gönderildiği yerlerde ve benzerlerinde neler yaşıyor gazeteciler? En somut örneğini Datçalı gazeteci Sinan Kara olayında gördük.
 

Kara soruyor: Ne yaptım ben?
Geçtiğimiz günlerde cezaevinden çıktı Sinan ve tekrar Datça'da gazetecilik yapmak için birkaç girişimde bulundu. Ancak gördü ki pek olanaklı değil. Pusu kurulmuş, en küçük bir hata halinde üzerine çullanmayı düşünenler var. Avukatı da uyarmış Sinan'ı "Yedi aylık infazın var. Benzeri bir suçtan ceza alırsan bu yedi ayı da yatarsın" diye. Bunun üzerine de Sinan çoluğu çocuğu toplayıp soluğu İzmir'de almış. "Burada kendimi sürgünde gibi hissediyorum" diyor Sinan. Bir yandan süren davalarını izlerken, diğer yandan Yargıtay'dan çıkacak kararları bekleyecek. Eşi ve iki çocuğuyla birlikte, hem cezaevine gireceği günü bekleyecek, hem de kendine yeni bir gelecek arayacak.
"Bir cezaevi sabahında kendimi sorgulamalaya başladım" diyor Sinan "Ne yaptım, ne oldu; düşündüm, düşündüm, düşündüm..."
Sonra da bir 'gazeteci' olarak neler yazdığını sıralıyor alt alta: "Devlet gücünü arkasına alan zatı muhteremlerin peşini bırakmayıp yaptıkları her türlü usulsüzlük ve yolsuzluğu yazdım. Fakir fukaranın parasını eşrafa peşkeş çekenleri yazdım. Birinci dereceden deprem bölgesine deniz kumu ile inşaat yapanları yazdım. Cemaat parasını camiye harcaması gerekirken altına otomobil alanları yazdım. Kaçak otelleri, villaları yazdım. Parti gücünü arkasına alıp haraç almaya çalışan çeteyi yazdım..."
Sinan'ın listesi böyle uzayıp gidiyor.
 

İstanbul'dan memlekete...
Çok bereketlidir elbette bu Anadolu'nun toprakları. Datçalı bir Sinan'la kalır mı! Muşlu Faruk da 'yeni bir Sinan vakası' olma yolunda.
Faruk Aktaş'ın öyküsü, "İ.Ü. İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nde okuyordum. Bu arada 1996'dan bu yana İstanbul'da çeşitli gazete ve ajanslarda eşim Berna Aktaş ile muhabirlik yaptım. İstanbul'da 2002 yılı içinde basındaki işten çıkarmalar nedeniyle eşimle memleketim Muş'a döndük" diye başlıyor.
Muş'ta tek bir yerel gazete vardır. O da daha çok resmi ilan almakta ve internetten alınan ulusal haberlere yer vermektedir. İlde hiç televizyon yoktur. İki yerel radyodan biri dini sohbetler, diğeri de müzik ağırlıklı yayın yapmaktadır. Ulusal gazete ve TV'lerin Muş'taki temsilcilerinin çoğu kamu kurum ve kuruluşlarında memurlardır. Bu boşluğu görerek Muş'ta bir gazete çıkarmaya karar verir Faruk. Gazetenin imtiyaz sahibi ve sorumlu yazıişleri müdürü eşi Berna; Faruk da yayın koordinatörü.
Gazete yayına başlar. Bu arada valiliğe bağlı Sosyal Yardımlaşma Vakfı'nda bir dizi yolsuzluk ve usulsüzlük şikâyetleri gelir. Özürlüler Dayanışma Bürosu'nda daha önce çalışan özürlüler de bazı il milletvekillerine aynı şikâyetleri aktarır. Gerisini Faruk'tan dinleyelim:
"Konuyla ilgili haberin yayımlanmasından sonra bir vali yardımcısı haberde adı geçmemesine karşılık vakıf başkanı olduğu için aleyhimize Muş Asliye Hukuk ve Ceza mahkemelerinde tazminat ve ceza davaları açtırdı. Ben 23 Kasım 2003 tarihinde valilik çıkışında vakıftaki dört beş kişinin saldırısına uğradım. Yaptığımız şikâyet takipsizlikle sonuçlanırken, saldırıdan bir gün sonra Muş Asliye Ceza Mahkemesi'nde ben ve eşim Berna Aktaş 'resmi kurula sıfat ve hizmetlerinden dolayı basın yoluyla hakaret' suçundan 10'ar ay hapis cezasına çarptırıldık. Bu ceza daha sonra 3 milyar 467'şer milyon ağır para cezasına çevrildi. Bu dava dosyalarından bana ve eşime 80 milyar civarında manevi tazminat cezası verildi."
Bu davada şikâyeti yapan beş özürlüye de çeşitli miktarlarda para cezası verilir. Bu arada bir işadamı Özel İdare ihalesinde yolsuzluk yapıldığını öne sürer. Aynı vali yardımcısı, haberde adı geçmemesine karşın Özel İdare'nin amiri olduğunu, ihaleyi kendisinin yaptığını belirterek şikâyetçi olur. Bu dosyadan da Faruk ve eşi Berna'ya 9 milyar 500 milyon, beyanda bulunan işadamına da 3 milyar lira para cezası verilir. Bu haberle ilgili olarak Asliye Ceza'da açılan ceza davası halen sürmektedir.
Öğrenci burslarında ve fakirlere dağıtılan kömür yardımında yolsuzluk ve usulsüzlük yapıldığına ilişkin haberleriyle ilgili de haklarında çeşitli tazminat davaları açılır. 22 Nisan'da da adliyededir Aktaş'lar. Haklarında açılan bir davanın duruşması vardır. 27 Mayıs'a ertelenir. Ancak adliyeye gittiklerinde haklarındaki başka bir davanın mahkûmiyetle sonuçlandığını görürler. 'Resmi kurula sıfat ve hizmetlerinden dolayı basın yoluyla hakaret' suçundan Faruk Aktaş hakkında şöyle bir karar verilmiştir:
"TCK 268/2 maddesi gereğince, sanığın subut bulan maddeyi mahsusa tayini suretiyle hakaret suçunun işleniş tarzı, kast yoğunluğu, suçun önem ve ağırlığı, eylemin meydana getirdiği neticeler, sanığın fiilden sonraki durumu ile gözlemlenen siyasi ve sosyal hali birlikte dikkate alındında sanığın takdiren ve teştiden 1 yıl hapis ile cezalandırılmasına, TCK 268/4 maddesi gereğince, basın yoluyla işlenen fiil için sanığa verilen cezanın takdiren 1/2 oranında artırılarak 1 yıl 6 ay hapisle cezalandırılmasına, TCK 80. maddesi gereğince, bir suç işleme kararının icrası cümlesinden
olarak birkaç defa işlenen fiil için sanığa verilen cezanın takdiren 1/6 oranında artırılarak 1 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her ne kadar sanık sabıkasızsa da, geçmişteki hali, duruşma safahatında gözlemlenen tavırları, izlenen bu tür suç işleme eğilimi ve yatkınlığı dikkate alındığında, verilen cezanın ertelenmesi halinde ileride bir daha suç işlemekten çekineceği hususunda mahkememizde olumlu vicdani kanaat gelmediğinden, sanığa verilen cezanın ertelenmesine yer olmadığına..."
Faruk'un eşi Berna'ya da aynı gerekçelerle1 yıl 9 ay hapis verilmiş ve yasa gereği cezası7 milyar 338 milyon lira para cezasına çevrilmiş.
 

Basın özgürlüğü raporu
Bağımsız İletişim Ağı'nın (BİA) basın özgürlüğüne ilişkin üç aylık raporu bugün açıklanıyor. Raporda, Edremit'te yayımlanan 'Körfezin Sesi' adlı internet sitesi genel yayın yönetmeni Doğan Doğan'ın yazdığı bir yazıdan dolayı polis tarafından gözaltına alınmasından, Kars'taki Yeşil Göle gazetesinin sahip ve yöneticilerinin başına gelenlere kadar Anadolu coğrafyasının dört bir yanında basının başına gelenlere kadar pek çok olay yer alıyor.
Gazeteciler ağır para ve hapis cezası kıskacında. Basın Yasası değişiyor ama özellikle para cezaları açısından pek bir değişiklik yok. Muhalif gazete ve gazeteciler hakkındaki hapis cezası tehdidinden de anlaşılıyor ki her şey AB normlarına uysa da muhalif gazetecilerin durumu değişmiyor. Mantık aynı; gazete değil mi yırtın, gazeteci değil mi süründürün... Dünya Basın Özgürlüğü Gününüz kutlu olsun!

http://www.radikal.com.tr/veriler/2004/05/03/haber_115228.php

 

 
14.04.2004-Cumhuriyet-
Geçen hafta tahliye olmuştu

Sinan Kara yine mahkemede

İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) - Gazeteci Sinan Kara , dün de mahkemedeydi. Mesai saatinde denize girdiği belirtilen Datça Kaymakamı Savaş Tuncer 'i haberleştiren Kara'nın, bu olayla ilgili davadan aldığı ön ödeme para cezasını yerine getirmemesi nedeniyle açılan davada, Basın Yasası'nın 5 ve 13. maddeleri gereğince gazetecilik yapmaması istendi.

Kara, Tansu Çiller 'in oğlu Mert Çiller ve korumalarını ''tehdit'' suçlamasından ceza almıştı. Dünkü duruşmada savcılığın iddianamesinde, ''menfaat'' sağlandığı öne sürülerek Kara'nın gazetecilik yapmaması istendi. Duruşmada, Kara'nın çektiği video kaset de izlendi. Alınan bilgiye göre kasetlerde, çekimlerin kendisini rahatsız etmek için yapıldığı öne sürülen kaymakamın ''el salladığı'' nın görüldüğü bildirildi. Sinan Kara da savunmasında, mesaisini denizde geçiren bir kaymakamla ilgili hem gazetecilik hem de yurttaşlık görevini yaptığını belirtti.

 

Cumhuriyet 22.03.2004
 
5 AY URLA CEZAEVİ'NDE KALDI

Sinan Kara şartlı salıverildi

İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) - Tansu Çiller 'in oğlu Mert Çiller 'e, basın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle bir yıl hapis cezasına çarptırılan ve İnfaz Kanunu'na göre 5 ay hapis yatan gazeteci Sinan Kara dün Urla Cezaevi'nden şartlı serbest bırakıldı. Kara, hakkındaki dosya 7 ay süresince suç işlememesi halinde düşecek. Datça Haber Gazetesi'ni çıkaran ve yaptığı haberler nedeniyle ilçe kaymakamıyla ters düşen Kara, salıverilmesinin ardından kendisine hukuki olarak büyük haksızlık yapıldığını söyleyerek ''Adalet Bakanı Cemil Çiçek, 'Sinan Kara'ya

yapılan hukuki bir cinayettir ' dedi ancak ben bunu hâkimlere anlatamadım'' diye konuştu. Kara, Çiller'in korumalarının yalancı şahitlik yaptıklarını ve bu nedenle 1 yıllık hapis cezası aldığını söyleyerek şöyle konuştu: ''Adı geçen şahitler, cezamın kesinleşmesinin ardından, yalancı şahitlik yaptıklarını itiraf ettiler. Yasalara göre bu durumda yeniden yargılanmam gerekirdi. Ancak kabul edilmedi. Sonuçta, haksız yere 5 ay daha hapis yattım.''

7 aylık süreçte Datça'ya geriye dönmeyeceğini belirten Kara, ''Çünkü infazımı yakmak için zemin kollayacaklar'' dedi.

 

HaberEkspres.com - Macit Sefiloğlu: "Datça'dan umutlu ayrılış"
Macit Sefiloğlu HaberEkspres.com - 15.04.2004 -
Datça'dan umutlu ayrılış

 

Sansursuz.Com'da Nazım Alpman'ın yazıları:
http://www.sansursuz.com/default.asp?sp=40&h=50992
http://www.sansursuz.com/default.asp?yz=22&h=44153
http://www.sansursuz.com/default.asp?yz=22&h=43047
http://www.sansursuz.com/default.asp?yz=22&h=39549

Medyatava da haberler http://www.medyatava.net/haber.asp?id=12673 http://www.medyatava.net/haber.asp?id=12694

 

Adalet Bakani Cemil Cicek Berlin'de Sinan Kara ile ilgili soruya ne cevap verdi? Izlemek icin buraya tıklayınız13.11.2003 - Berlin
Adalet Bakani Cemil Çicek AYPA-TV'nin Sinan Kara ile ilgili sorularına Berlin'de ne cevap verdi?
Videoyu i
zlemek icin buraya tıklayınız...
13.11.2003 - Berlin
6 MB WMV-Dosyası 3:42

 

 

DATÇA HABER 

Sinan Kara'nın
Aktüel Yazıları

Gazeteci Mehmet Yürek'in Yazıları

DESTEK VERENLER:

Dağlı Kardeşler

Dilan

YILDIZLAR

 

 


 


 


UĞUR MUMCU - SAKINCALI PİYADE
UĞUR MUMCU


Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mamak Askeri Cezaevi, Haziran 1971
Deniz Gezmiş
Yusuf Aslan
Hüseyin İnan
01 02 03 04


EVRENSEL
Evrensel


Metin Göktepe
Metin Göktepe



AHMET KAYA
AHMET KAYA


BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ENGELLENİYOR
Basın Özgürlüğü Engelleniyor - TGC







 

 

   

 
   

Bu site Gazeteci Sinan Kara'yı desteklemek için Avrupalı Türk Gazeteciler tarafından hazırlanmıştır. 
© 2002 / 2003 / 2004
- Dipl.-Ing. Ali YILDIRIM - AYPA-TV   -   28.09.2002 - 12.06.2004

Ziyaretçi Sayısı:

FastCounter by bCentral