| |
Datça Haber
Gazeteci Sinan Kara'nın Aktüel Konular Hakkındaki
Yazılarını Okumak için
Buraya Tıklayınız...
Gazetecilik Yürek İster,Bedel İster !
Biz Cesuruz, Biz Memleketi
Seviyoruz...
Tarafsız, İlkeli, Cesur
İnternet Gazetesi Yolda !
www.MemleketinSesi.SinanKara.com
Dürüst Yazarlarıyla
Haber ve Yorumlarıyla Yakında
Sizlerle

Macit Sefiloğlu HaberEkspres.com -
13.05.2004 -
Deniz Baykal Datça'ya gidecek
Milliyet - Melih Aşık 12.04.2004
-
Haberekspres 12.04.2004
 |
SİNAN KARA ve YEREL MEDYA
Dün bütün gün (11/05/2004), Sinan’ın Datça Kaymakamı ile olan
duruşmalarının 24 ve 25. , toplam davalarının 34 ve 35. davaları için
Datça adliyesindeydik. Datça yerel devlet ricallileri Sinan’a tam 35 dava
açmışlar. Bunların 25 ini Datça kaymakamı açtırmış.
24.ncü davanın konusu, kaymakamı mesai saatinde ( 09.30) denizde yüzerken
kamerayla görüntülemek. Kaymakam Savaş Tuncer rahatsız edilerek, edep
yerlerinin görüntülenmesi nedeniyle şikayetçi olup dava açtırmış. Söz
konusu davanın şahsi tanığı olduğumdan yansız olarak özetleyeyim. Yine bir
Sinan duruşması için, sabah erken kalkıp Datça’ya gitmiştim. Datça’ya
varınca Sinan’ı arayıp birlikte kahvaltıya davet ettim. Sinan deniz
kenarından yürüyerek bize gelirken elindeki kamerayla denizdeki kirliliği
görüntülemek istemiş. Bakmış denizdeki çöplerin arasıda yüzen birileri
var. Biraz yaklaşınca görüntüdekinin kaymakam olduğunu fark etmiş. Mavi
bayrak almış olan lojmanının önünde çöplerin arasıda eşiyle birlikte
yüzüyor. Eşini görüntülemeden, mesaide olması gereken saatte çöpler
arasıda yüzen kaymakamı kameraya almış. Yanımıza gelip kahvaltıya oturunca
olayı heyecanla, tesadüfe bak diyerek bize anlattı. Kahvaltıyı bitirip
arabamıza binerken polis bizi çevirdi. Sinan’ın kamerasına el koymaya
çalıştı. Vermeyince, kaseti alıp hepimizi karakola götürmeye çalıştılar.
Ben ve eşim gitmeyince Sinan’ı alıp karakola götürdüler. Kaseti ve ifadesi
alınmış Sinan’ı sonra bıraktılar. İşte bu günkü Kaymakam Savaş Tuncer
davalarından biri bu idi.
İkinci dava ise, Datça kaymakamına gazetesinin iki nüshasını vermediği
için, kaymakamın mahkemeye verdiği dava sonucu hapse giren Sinan’ın,
cezaevindeyken yazdığı, “Sinan’ın Kara Kitabı” nda İsmet İnönü’nün ‘Bir
memlekette namuslularda, namussuzlar kadar cesaretli olmadıkça, o memleket
düzelmez.’ Sözünü üzerine alınarak kendisine namussuz denildiği iddiasıyla
hakaret davası açması. Benim aklıma gelen ilk şey; bunda iki iddia ve iki
taraf var. Namuslular ve namussuzlar cephesi. Kaymakamın kendisini neden
namuslular cephesinde görmeyip, namussuzlardan alınıp dava açmasıdır.
Zaten bu sözü Sinan daha önce gazetesinde yazdığı için kaymakam dava açmış
ve davası reddedilmiş. Aynı sözü kitaba yazınca kaymakam yine dava açmış,
bu kez yargılanıyor. İki duruşmada 22/06/2004 e ertelendi. Mahkemede,
davalar ve hapishane cenderesine sokulmuş Sinan’ı izlerken, bir yandan da
Marmaris gazetecilerinin bir bölümünü düşünüyorum. Ulusal medya İstanbul,
Ankara İzmir vb. uzak kentlerden gelip Sinan’ın duruşmalarını izleyerek
yazıp çizerken, Marmaris medyacıları ilgisiz ve duyarsız. 28 Mart
seçimlerini kaybeden 15 yıllık belediye başkanı, bir söyleşisinde yerel
medya için; onlara bir kemik atarım, susarlar diyebiliyor. Ve ne acıdır
ki, sükut ikrardan gelir deyimini teyit edercesine herhangi bir tepki
almıyor. Başkan, kimine büfe vermiş, kimini maaşlı personeli yapmış,
kiminin karısını, kızını belediyede işe almış. Kimini ilan vb parasal
desteklerle beslemiş. Yerel yönetimlerle ilgili gazeteme yazdığım 700
sözcüklü bir köşe yazımın bir sözcüğünden ötürü Kenan Evren’in şikayeti
üzerine hakkımda jet hızıyla dava açılıyor. Kurucu üyesi olduğum Marmaris
gazeteciler Derneğinden ses çıkmıyor. Ben Sinan olamam. Sinan soyadıyla
mütenasip olarak gözü kara. Doğrularından ödün vermiyor. Datça dönüş
yolundayız. Sinan’la yan yana oturuyoruz. Üç yıla yakın süredir dahili
olduğum, Sinan davaları, hapishaneleri, işsizliği, aşsızlığı (Eşi
Gülistan, kızı Berfin, oğlu Apaydın) beni ürpertiyor. Sinan’ı anlamaya
çalışırken Sinanlaştığımı fark ediyorum. Ne istiyor, ne yapıyor bu Sinan
Kara ?
Hırsızlıklara, yolsuzluklara, hortumlara tepkisiz kalarak taraf olan
güruhtan ayrılarak tepkili ve tavırlı muhalifliğiyle insanlaşmaya
çabalıyor.
Yönetenlerin, kötü yönetimlerinin güttüğü sürünün pasifiistliğinden
kurtulmaya çalışarak, çağdaş toplumların yönetişen aktivisti olmaya
çalışıyor.
Duyarsız cemaatten ayrılarak, duyarlı bir cemiyet arama yolculuğuna
çıkmış. Başka ve daha iyi bir dünya mümkün mücadelesindeki SİNA KARA;
gündüzün ortasında elinde R. Diogenes’in feneri, F.Nietzsche’nin üstün
insanlarından katılımcılar arıyor. 12/05/2004
Mehmet Yürek
Değişim Gazetesi, Marmaris
Gazeteciyse süründürün!
Bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Ama Muş'tan
Datça'ya kadar yaşananlara bakınca durum gazeteciler açısından pek 'özgür'
değil. Özellikle Anadolu'nun 'gözden ırak' yerlerinde gazeteci hapis ve para
cezası tehdidiyle karşı karşıya
Celal Başlangıç
03/05/2004 Radikal.com.tr
Gaziantep-Kilis arasındaki 'bölünmüş yol'un açılışı var. Devlet Bakanı
Kürşad Tüzmen kürsüde. Bir yandan konuşurken diğer yandan da elindeki yerel
'Söz Halkın' gazetesini havaya kaldırıyor. Kendisini dinleyenlerin önce
şaşkın bakışları, sonra da alkışları arasında 'manşetini beğenmediği
gazeteyi' bir güzel yırtıyor. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) olaya tepki
gösterirken "Sayın hükümet üyesi son günlerde sıkça karşılaştığımız 'töre
katilleri' gibi kendisini yargının yerine de koydu ve gazeteye uygun gördüğü
cezayı kendi yöntemleriyle infaz etti" diyordu.
Her ne kadar Bakan Tüzmen "Gerçekdışı bir haberin büyük puntolarla
verildiğini gördüm ve çok üzüldüm. Benim de tarzım olmayan yanlış bir tepki
gösterdim" diye özür dilese de 17 Mart'ta yaşanan olay, bir gazetenin
'okunmakla yırtılmak arasında' nasıl da ince bir çizgide durduğunun en somut
anlatımı.
Bu olay hükümet üyesinin üzerine onlarca objektif ve kameranın çevrildiği
bir anda meydana geldiği için Türkiye'nin dört bir yanında görüldü. Bir de
kameraların görmediği, objektiflerin çekmediği olaylar yaşanıyor Anadolu'nun
'gözden ırak' illerinde, ilçelerinde.
Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe'yi görevi başında öldürmekten sanık
polislerin davası için demokratik kamuoyu, meslektaşları, gazetesi,
yoldaşları ve ailesi davanın sonuçlanması için neredeyse dünyanın yarısını
gezecek kadar yol yapmışlardı.
Bir gazetecinin öldürülmesi ile ilgili dava 'gözlerden ırak' kılınmak için
Anadolu'nun içlerine doğru 'sürgün' edilirken, acaba o davaların
gönderildiği yerlerde ve benzerlerinde neler yaşıyor gazeteciler? En somut
örneğini Datçalı gazeteci Sinan Kara olayında gördük.
Kara soruyor: Ne
yaptım ben?
Geçtiğimiz günlerde cezaevinden çıktı Sinan ve tekrar Datça'da gazetecilik
yapmak için birkaç girişimde bulundu. Ancak gördü ki pek olanaklı değil.
Pusu kurulmuş, en küçük bir hata halinde üzerine çullanmayı düşünenler var.
Avukatı da uyarmış Sinan'ı "Yedi aylık infazın var. Benzeri bir suçtan ceza
alırsan bu yedi ayı da yatarsın" diye. Bunun üzerine de Sinan çoluğu çocuğu
toplayıp soluğu İzmir'de almış. "Burada kendimi sürgünde gibi hissediyorum"
diyor Sinan. Bir yandan süren davalarını izlerken, diğer yandan Yargıtay'dan
çıkacak kararları bekleyecek. Eşi ve iki çocuğuyla birlikte, hem cezaevine
gireceği günü bekleyecek, hem de kendine yeni bir gelecek arayacak.
"Bir cezaevi sabahında kendimi sorgulamalaya başladım" diyor Sinan "Ne
yaptım, ne oldu; düşündüm, düşündüm, düşündüm..."
Sonra da bir 'gazeteci' olarak neler yazdığını sıralıyor alt alta: "Devlet
gücünü arkasına alan zatı muhteremlerin peşini bırakmayıp yaptıkları her
türlü usulsüzlük ve yolsuzluğu yazdım. Fakir fukaranın parasını eşrafa
peşkeş çekenleri yazdım. Birinci dereceden deprem bölgesine deniz kumu ile
inşaat yapanları yazdım. Cemaat parasını camiye harcaması gerekirken altına
otomobil alanları yazdım. Kaçak otelleri, villaları yazdım. Parti gücünü
arkasına alıp haraç almaya çalışan çeteyi yazdım..."
Sinan'ın listesi böyle uzayıp gidiyor.
İstanbul'dan
memlekete...
Çok bereketlidir elbette bu Anadolu'nun toprakları. Datçalı bir Sinan'la
kalır mı! Muşlu Faruk da 'yeni bir Sinan vakası' olma yolunda.
Faruk Aktaş'ın öyküsü, "İ.Ü. İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nde
okuyordum. Bu arada 1996'dan bu yana İstanbul'da çeşitli gazete ve
ajanslarda eşim Berna Aktaş ile muhabirlik yaptım. İstanbul'da 2002 yılı
içinde basındaki işten çıkarmalar nedeniyle eşimle memleketim Muş'a döndük"
diye başlıyor.
Muş'ta tek bir yerel gazete vardır. O da daha çok resmi ilan almakta ve
internetten alınan ulusal haberlere yer vermektedir. İlde hiç televizyon
yoktur. İki yerel radyodan biri dini sohbetler, diğeri de müzik ağırlıklı
yayın yapmaktadır. Ulusal gazete ve TV'lerin Muş'taki temsilcilerinin çoğu
kamu kurum ve kuruluşlarında memurlardır. Bu boşluğu görerek Muş'ta bir
gazete çıkarmaya karar verir Faruk. Gazetenin imtiyaz sahibi ve sorumlu
yazıişleri müdürü eşi Berna; Faruk da yayın koordinatörü.
Gazete yayına başlar. Bu arada valiliğe bağlı Sosyal Yardımlaşma Vakfı'nda
bir dizi yolsuzluk ve usulsüzlük şikâyetleri gelir. Özürlüler Dayanışma
Bürosu'nda daha önce çalışan özürlüler de bazı il milletvekillerine aynı
şikâyetleri aktarır. Gerisini Faruk'tan dinleyelim:
"Konuyla ilgili haberin yayımlanmasından sonra bir vali yardımcısı haberde
adı geçmemesine karşılık vakıf başkanı olduğu için aleyhimize Muş Asliye
Hukuk ve Ceza mahkemelerinde tazminat ve ceza davaları açtırdı. Ben 23 Kasım
2003 tarihinde valilik çıkışında vakıftaki dört beş kişinin saldırısına
uğradım. Yaptığımız şikâyet takipsizlikle sonuçlanırken, saldırıdan bir gün
sonra Muş Asliye Ceza Mahkemesi'nde ben ve eşim Berna Aktaş 'resmi kurula
sıfat ve hizmetlerinden dolayı basın yoluyla hakaret' suçundan 10'ar ay
hapis cezasına çarptırıldık. Bu ceza daha sonra 3 milyar 467'şer milyon ağır
para cezasına çevrildi. Bu dava dosyalarından bana ve eşime 80 milyar
civarında manevi tazminat cezası verildi."
Bu davada şikâyeti yapan beş özürlüye de çeşitli miktarlarda para cezası
verilir. Bu arada bir işadamı Özel İdare ihalesinde yolsuzluk yapıldığını
öne sürer. Aynı vali yardımcısı, haberde adı geçmemesine karşın Özel
İdare'nin amiri olduğunu, ihaleyi kendisinin yaptığını belirterek şikâyetçi
olur. Bu dosyadan da Faruk ve eşi Berna'ya 9 milyar 500 milyon, beyanda
bulunan işadamına da 3 milyar lira para cezası verilir. Bu haberle ilgili
olarak Asliye Ceza'da açılan ceza davası halen sürmektedir.
Öğrenci burslarında ve fakirlere dağıtılan kömür yardımında yolsuzluk ve
usulsüzlük yapıldığına ilişkin haberleriyle ilgili de haklarında çeşitli
tazminat davaları açılır. 22 Nisan'da da adliyededir Aktaş'lar. Haklarında
açılan bir davanın duruşması vardır. 27 Mayıs'a ertelenir. Ancak adliyeye
gittiklerinde haklarındaki başka bir davanın mahkûmiyetle sonuçlandığını
görürler. 'Resmi kurula sıfat ve hizmetlerinden dolayı basın yoluyla
hakaret' suçundan Faruk Aktaş hakkında şöyle bir karar verilmiştir:
"TCK 268/2 maddesi gereğince, sanığın subut bulan maddeyi mahsusa tayini
suretiyle hakaret suçunun işleniş tarzı, kast yoğunluğu, suçun önem ve
ağırlığı, eylemin meydana getirdiği neticeler, sanığın fiilden sonraki
durumu ile gözlemlenen siyasi ve sosyal hali birlikte dikkate alındında
sanığın takdiren ve teştiden 1 yıl hapis ile cezalandırılmasına, TCK 268/4
maddesi gereğince, basın yoluyla işlenen fiil için sanığa verilen cezanın
takdiren 1/2 oranında artırılarak 1 yıl 6 ay hapisle cezalandırılmasına, TCK
80. maddesi gereğince, bir suç işleme kararının icrası cümlesinden
olarak birkaç defa işlenen fiil için sanığa verilen cezanın takdiren 1/6
oranında artırılarak 1 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her ne
kadar sanık sabıkasızsa da, geçmişteki hali, duruşma safahatında gözlemlenen
tavırları, izlenen bu tür suç işleme eğilimi ve yatkınlığı dikkate
alındığında, verilen cezanın ertelenmesi halinde ileride bir daha suç
işlemekten çekineceği hususunda mahkememizde olumlu vicdani kanaat
gelmediğinden, sanığa verilen cezanın ertelenmesine yer olmadığına..."
Faruk'un eşi Berna'ya da aynı gerekçelerle1 yıl 9 ay hapis verilmiş ve yasa
gereği cezası7 milyar 338 milyon lira para cezasına çevrilmiş.
Basın özgürlüğü
raporu
Bağımsız İletişim Ağı'nın (BİA) basın özgürlüğüne ilişkin üç aylık raporu
bugün açıklanıyor. Raporda, Edremit'te yayımlanan 'Körfezin Sesi' adlı
internet sitesi genel yayın yönetmeni Doğan Doğan'ın yazdığı bir yazıdan
dolayı polis tarafından gözaltına alınmasından, Kars'taki Yeşil Göle
gazetesinin sahip ve yöneticilerinin başına gelenlere kadar Anadolu
coğrafyasının dört bir yanında basının başına gelenlere kadar pek çok olay
yer alıyor.
Gazeteciler ağır para ve hapis cezası kıskacında. Basın Yasası değişiyor ama
özellikle para cezaları açısından pek bir değişiklik yok. Muhalif gazete ve
gazeteciler hakkındaki hapis cezası tehdidinden de anlaşılıyor ki her şey AB
normlarına uysa da muhalif gazetecilerin durumu değişmiyor. Mantık aynı;
gazete değil mi yırtın, gazeteci değil mi süründürün... Dünya Basın
Özgürlüğü Gününüz kutlu olsun!
http://www.radikal.com.tr/veriler/2004/05/03/haber_115228.php
|
|
14.04.2004-Cumhuriyet-
Geçen hafta tahliye olmuştu
Sinan Kara yine mahkemede
İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) - Gazeteci Sinan Kara
, dün de mahkemedeydi. Mesai saatinde denize girdiği belirtilen
Datça Kaymakamı Savaş Tuncer 'i haberleştiren Kara'nın, bu
olayla ilgili davadan aldığı ön ödeme para cezasını yerine
getirmemesi nedeniyle açılan davada, Basın Yasası'nın 5 ve 13.
maddeleri gereğince gazetecilik yapmaması istendi.
Kara, Tansu Çiller 'in oğlu Mert Çiller ve
korumalarını ''tehdit'' suçlamasından ceza almıştı. Dünkü
duruşmada savcılığın iddianamesinde, ''menfaat'' sağlandığı
öne sürülerek Kara'nın gazetecilik yapmaması istendi. Duruşmada,
Kara'nın çektiği video kaset de izlendi. Alınan bilgiye göre
kasetlerde, çekimlerin kendisini rahatsız etmek için yapıldığı öne
sürülen kaymakamın ''el salladığı'' nın görüldüğü
bildirildi. Sinan Kara da savunmasında, mesaisini denizde geçiren
bir kaymakamla ilgili hem gazetecilik hem de yurttaşlık görevini
yaptığını belirtti.
|
|
Cumhuriyet 22.03.2004
5 AY URLA CEZAEVİ'NDE KALDI
Sinan Kara şartlı salıverildi
İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) - Tansu Çiller 'in oğlu
Mert Çiller 'e, basın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle bir
yıl hapis cezasına çarptırılan ve İnfaz Kanunu'na göre 5 ay hapis
yatan gazeteci Sinan Kara dün Urla Cezaevi'nden şartlı
serbest bırakıldı. Kara, hakkındaki dosya 7 ay süresince suç
işlememesi halinde düşecek. Datça Haber Gazetesi'ni çıkaran ve
yaptığı haberler nedeniyle ilçe kaymakamıyla ters düşen Kara,
salıverilmesinin ardından kendisine hukuki olarak büyük haksızlık
yapıldığını söyleyerek ''Adalet Bakanı Cemil Çiçek, 'Sinan
Kara'ya
yapılan hukuki bir cinayettir ' dedi ancak ben bunu
hâkimlere anlatamadım'' diye konuştu. Kara, Çiller'in
korumalarının yalancı şahitlik yaptıklarını ve bu nedenle 1 yıllık
hapis cezası aldığını söyleyerek şöyle konuştu: ''Adı geçen
şahitler, cezamın kesinleşmesinin ardından, yalancı şahitlik
yaptıklarını itiraf ettiler. Yasalara göre bu durumda yeniden
yargılanmam gerekirdi. Ancak kabul edilmedi. Sonuçta, haksız yere
5 ay daha hapis yattım.''
7 aylık süreçte Datça'ya geriye dönmeyeceğini belirten Kara,
''Çünkü infazımı yakmak için zemin kollayacaklar'' dedi.
|

Macit Sefiloğlu HaberEkspres.com -
15.04.2004 -
Datça'dan umutlu ayrılış
Sansursuz.Com'da
Nazım Alpman'ın yazıları:
http://www.sansursuz.com/default.asp?sp=40&h=50992
http://www.sansursuz.com/default.asp?yz=22&h=44153
http://www.sansursuz.com/default.asp?yz=22&h=43047
http://www.sansursuz.com/default.asp?yz=22&h=39549
Medyatava da haberler
http://www.medyatava.net/haber.asp?id=12673
http://www.medyatava.net/haber.asp?id=12694

Adalet Bakani Cemil Çicek AYPA-TV'nin Sinan Kara
ile ilgili sorularına Berlin'de ne cevap verdi?
Videoyu izlemek icin buraya tıklayınız...
13.11.2003 - Berlin
6 MB WMV-Dosyası 3:42
|
|
DATÇA
HABER
Sinan Kara'nın
Aktüel
Yazıları
Gazeteci Mehmet Yürek'in Yazıları
DESTEK VERENLER:
Dağlı Kardeşler
Dilan
YILDIZLAR

UĞUR MUMCU

Deniz Gezmiş
Yusuf Aslan
Hüseyin İnan
01
02
03
04

Evrensel

Metin Göktepe

AHMET
KAYA

Basın Özgürlüğü Engelleniyor - TGC
|
|