|
| ||||||||||
|
|
||||||||||
|
|
|
|
||||||||
|
Sinan Kara'nın Avukatı Burhan Apaydın Sinan
Kara'nın Oğlu
Ziyaretci Defteri'ni OKU
| ||||||||||
|
Datça Haber
Sinan Kara 'yı artık iyi tanıyoruz. O Datçalı bahtı kara bir
gazeteci. Mesleğini, yalnızca mesleğini dürüstçe yapmaya çalıştığı
için başına gelmedik kalmadı. Kalmadı diyorum, ama onun başı hâlâ
dertten kurtulmuyor. Yerel güçlerin tekerine çomak soktuğu için ha
bire ceza alıp duruyor. Önceki gün Sinan'ın iki davası daha vardı ve ikisinden de ceza
aldı. Marmarisli meslektaşı Mehmet Yürek bakın onun başına gelenler
için neler yazdı: ''Bugün (5 Mayıs 2003) Sinan Kara'nın duruşmaları
için yine Datça'dayız. Sinan bugün beş ayrı davadan yargılandı. Dava
konularına bakınca aklıma bundan 365 yıl önce Kızıl Kardinal
'in söylediği şu fenomen geldi, her nedense: 'Dünyanın en zeki, en
kurnaz ve dürüst insanına altı satır yazı yazdırın, onu giyotine
gönderecek en az bir açığını yakalarım.' (Kızıl Kardinal
Richelieu-1639) Bana bu çağrışımları yaptıran olgu, Sinan'ın dava konuları.
Birinci duruşma, parasızlıktan bir büro kiralayamadığından evinin bir
odasında gazetesini çıkarmaktan ötürüydü. Davayı açanlar, yasalarda
bunun suç olmadığını göremediklerinden ve karşılığında verilecek bir
ceza bulamadıklarından ötürü beraat vermek zorunda kaldılar. İkinci dava, Datça kaymakamının köpeklerin denize girişini
yasaklayan kararını haberleştirip Hürriyet ve Milliyet'te
yayımlamasıydı. Bu dava 16 Haziran 2003'e ertelendi. Üçüncü dava,
Datça Camii cemaatinden, camiyi onaracağım diye para toplayıp
kendisine makam otosu alan Datça müftüsünün Sinan'ın gazetesinde
haberleştirilmesiydi. Bu dava da 16 Haziran 2003'e ertelendi. Dördüncü dava, Sinan'ın gazetesini beyanname vermeden
çıkarmasıydı ve bundan Sinan'a yirmi milyar lira para cezası verildi
ki, Sinan'ın parası olmadığından bu paranın ederi kadar hapiste
yatacak. Beşinci dava, MEKA İnşaat'ı tehdit davasıydı ve Sinan bundan
ertelenemez ve paraya çevrilemez hükmüyle bir yıl hapis aldı.
Sinan'ın, bu mahkûmiyete konu olan haberi, halka ait plajın kumunu
MEKA isimli bir firmanın izinsiz olarak inşaatında kullanmasıydı.
Sinan, bu haberi yazarken inşaat firması sahibi tarafından arandığını
ve bu haberi yazmaması karşılığında iki milyar lira rüşvet teklif
edildiğini de belirtmişti. Sinan, bu teklifi reddettiğini, durumu
olduğu gibi Doğan Medya grubundaki yetkili Filiz Hanım'a da
aktardığını açıkladı. Datça Kaymakamlığı, Sinan'ın haberi üzerine
inşaatı mühürleyerek MEKA İnşaat'a 3.500.000.000 TL. ceza kesmişti.
MEKA İnşaat sahibi daha sonra savcılığa başvurarak 'Sinan
Kara beni arayarak iki milyar rüşvet istedi, yoksa kum çalınma olayını
yazacağını söyleyerek tehdit etti' diyerek şikâyet etmişti. Aynı
şikâyetini Basın Konseyi'ne de göndermişti. Basın Konseyi durumu
araştırmadan müteahhide inanarak Sinan'a kınama cezası vermişti. Sinan
bu haksızlığa karşı Basın Konseyi'ni dava etmişti. Davası reddedilen
Sinan, şimdi davasını AİHM'ye götürmeye çalışıyor. Sabah girdiğimiz duruşmalardan saat 15.30'da çıktığımızda
Sinan'ın cep telefonu çaldı. Evinin telefonu borçtan kesik olduğundan
komşusundan Sinan'ı arayan eşi Gülistan elektrik idaresinden
gelinerek evinin elektriğinin kesildiği haberini verdi. Rüşvetten
hüküm giyen gazetecinin evinin kirası ödenmemiş, elektriği ve telefonu
da borçtan kesilmişti. Soru şu: Kimler, niçin, nasıl ve neden Sinan'ın bahtını
karartıyorlar? Cevabını duruşmaya gelen Datçalı eski bir köy muhtarı
verdi: 'Bak dedi, ben Marmaris'i iyi bilirim. Sizin Marmarisli
bazı gazeteciler kurnaz. Evren Paşa'nın, belediye başkanının etrafında
dönüp duruyorlar ve sürekli onları övüyorlar. Kaymakama, emniyet
müdürüne yaklaşımları hep budur ve asla başları ağrımaz ve hep ihya
olurlar. Ama bizim Sinan, kaymakamla, savcıyla, müftüyle, müteahhitle,
hepsiyle uğraştı. Bunlar da Datça'nın devleti. Tabii bizim yerel
devletlilerimiz de aralarında birleşerek Sinan'ı yok etmeye karar
verdiler ve yağmur gibi dava ve dolu gibi ceza yağdırarak bitirdiler
çocuğu. Kaymakamı, müteahhidi ve müftüyü de aynı İstanbullu kadın
avukat temsil ediyordu. Müftüye ve kaymakama sorun bakalım, bu avukatı
hayatında görüp duymuşlar mı? Tanıyorlar mı? Avukat İstanbullu, MEKA
İnşaat'ın avukatıdır.' Araştırmacı gazeteciliğin gerilerde bırakıldığı, soruşturmacı
gazeteciliğin dolu düzgün yürüdüğü dünümüzde Sinan Kara'lar, kanunlar
ve Basın Konseyi'nce böyle cezalandırıldı işte. Yineliyorum. Sinan
Kara gibi dürüst ve cesaretli gazeteciler toplumun namusudurlar.
Onlara sahip çıkmak namusumuza sahip çıkmaktır. Tabiidir ki sözümüz
namusu olanlara namus bilinçleri ve ölçeklerinde.'' Oral Çalışlar -
Cumhuriyet 10.05.2003
ocalislar@cumhuriyet.com.tr
Gazeteci Sinan Kara 14 davadan yargılandı.
Avukatı, ismini çocuğuna verdiği Burhan Apaydın'dı. Sinan Kara baba öğüdünü çiğnemiş, yani
"Devletin savcısı, kaymakamıyla uğraşılmaz, sen de uğraşma" lafını
kulak ardı etmiş bir gazeteci. 14 davadan hüküm giymiş, kesinleşmiş
sekiz buçuk yıl cezasından 44 gün yatmış, bir yıldan fazladır ki
gazetesiz kalmış. O da oturup "Sinan'ın 'Kara' Kitabı"nı yazmış,
mesleğe nasıl başladığını anlatmış, gazetesi "Datça Haber"i,
Datçalıları gülümseten, Datça'yı yönetenleri kızdıran haberlerini,
tepkileri, destekleri aktarmış... Yargıtay'ın 13 davası hakkındaki
kararını bekleyen Sinan Kara ile Berat Günçıkan konuştu: Neden cezaevine girdiniz? Kaymakamlığa verilmesi usulden olan iki adet gazeteyi
bırakmamaktan... Bunun için mi 44 gün yattınız? Bu görülen neden. Yaz günü bir arabayı çevirip, neden takoz ve
çekme halatı bulundurmadığını sormaya benzeyen bir ceza ve ilk defa
bana uygulandı. Çünkü haberlerimden dolayı dava açamıyorlardı... Bu haberlerde ne vardı? 26 Aralık 2000'de Datça Kaymakamı bir iftar yemeği düzenlemişti ve
bu yemekte sadece bürokratlar ve siyasiler vardı. Kaymakama "Neden bu
yemekte fakir fukara yok" diye sorduğumda "Datça'da fakir bulamadık"
yanıtını aldım. Ertesi gün, bu haberi gazeteme manşet yaptım,
"Fakirlere Bak Fakirlere" dedim, aile fotoğrafını bastım. Bu
fotoğrafta, kaymakam, hâkim, savcı, garnizon komutanı vardı... Ertesi
gün savcı beni mevcutlu, yani polisle çağırdı ve "Sen devletin
savcısını nasıl fakir gösterirsin" diye sordu. Tutuklandınız mı? Beni bunun için mi çağırdınız diye sorduğumda, hakkımda terör
örgütü üyeliği nedeniyle ihbar olduğunu söyledi. Hakkımda takipsizlik
kararı verildi. Ama yine de DGM'ye sevk edildim. Kısacası her şey bu
yemek haberiyle başladı... Kaç kez mevcutlu gittiniz savcılığa? Yalan olmasın, 15-20 kez gitmişimdir. Kitabınızdan anlaşılan bir tek kaymakamlığa o gün yayımlanan
gazeteyi göndermemekle suçlanmamışsınız... Evimin bir odasını gazetenin idari yeri olarak kullanmakla da
suçlandım ve 24 ay hapis cezası yedim ama bu suçun yasada karşılığı
yok, hiçbir yerde yok. Yani yasa evinin bir odasını gazetenin
idarehanesi olarak kullanırsın ya da kullanamazsın demiyor. Onlar da
kanaat getiremeyip Basın Yasası'nın 8. maddesine soktular. Başka ne gazetecilik suçları işlediniz? Datça'nın eski kaymakamına hakaretle de suçlandım... Kaymakam
Knidos'ta bulunan eserleri Marmaris Müzesi'ne gönderiyordu, oysa biz
"eser bulunduğu yerde değerlidir" diye biliyoruz. Bunun üzerine bu
haberle birlikte bir de karikatür yapıp yayımladım. Karikatürde
sütunlardan birinin başına kaymakamın kafasını yerleştirip, altına
"Elimizde tarihi eser olarak bir tek bu kaldı" diye yazdım. Yargıtay
onayladı, 3 ay 15 gün ceza aldım... Gazeteniz kaç sayfaydı? Genelde sekiz, ama habere göre on sayfa da çıkıyorduk... Kaç kişilik ekiptiniz? Tek başıma çıkarıyordum, gazetenin her şeyi bendim... Kaç yaşında başladınız gazeteciliğe? Erzurum'un Hınıs ilçesinde babam Hüseyin Kara'nın çıkardığı "Hınıs
Sesi" gazetesinde çalışmaya başladım, hurufat dizmekten, kalıp
bağlamaya, haber toplamaktan dağıtıma her şeyle ilgileniyordum.
Hınıs'ta toplam 130 köy vardı, bisikletimle dolaşır haber toplardım...
Babam da o öğüdünü "Oğlum devletin savcısı, kaymakamı ile uğraşılmaz"
lafını o zaman söylemişti, çünkü Hınıs Devlet Hastanesi'nde
doktorlarla hemşirelerin horoz dövüştürdüğünü görüntülemiş ve
yazmıştım, onlar da intikamlarını babamı döverek almışlardı... Hınıs'tan Datça'ya... Orta ikide eğitimimi bırakıp tümüyle gazeteciliğe yöneldim. Babam
ve ailem Ankara'ya yerleştiler, ben de askere gittim, dönüşte eski bir
dostun peşinden Datça'ya geldim... Hâlâ aynı kaymakam mı var, Datça'da? Evet. Çıktıktan sonra hiç karşılaştınız mı? Hayır. Gazeteniz de kapalı, yeniden açacak mısınız? Açıkçası kaymakamın gitmesini bekliyorum. Neden derseniz, geçen gün
gazetemi faaliyete geçirmek için istedikleri gibi beyanname verdim,
ama onlar inatla "Sen gazeteyi evinden çıkaramazsın" diyorlar. Olay
artık trajikomik hale geldi, bana bu gazeteyi açtırmıyorlar... Karınız, çocuklarınız ne diyor bu trajikomik hallere? Eşim başlarda "Sinan biraz temkinli ol" diyordu, ben de ona
anlatıyordum, başka bir seçeneğim olmadığını, onurum için bunun
gerektiğini... Şimdi her şeyin farkında, yeniden cezaevine girmeme de
hazır durumda. İkimiz de biliyoruz ki, dünya bireylerden ve
menfaatlerden oluşmuyor, gelecek adına iyi bir şeyler yapmamız
lazım... Oğlunuzun adı Burhan Apaydın... Burhan Apaydın bana inandı ve davalarımı karşılıksız aldı, inanın
dünyanın parasını tutan harçları bile o üstlendi, tamamen kendi
meselesi olarak görmeye başladı, 84 yaşında Datça'ya gelip davalara
katıldı. Bu benim çok hoşuma gitti, yapabileceğim bir jest olmalı diye
düşündüm ve oğluma onun ismini verdim... Mal varlığınızı açıklayın desek... Hiçbir gayrimenkulüm yok.
|
Sinan Kara'nın Gazeteci Mehmet Yürek'in Yazıları
|
|||||||||
|
Bu
site Gazeteci Sinan Kara'yı desteklemek için Avrupalı Türk Gazeteciler
tarafından hazırlanmıştır.
| ||||||||||
Ziyaretçi Sayısı:
FastCounter by bCentral