AYPA-TV Guinnes Rekorlar Kitabina göre "Dünyanin En Kücük Televizyon Kurumudur"...

 


Gazeteci Sinan Kara


"Benim doğru bildiğim yol onlara göre yanlış.
Yanlışa giden yol ise onlara çıkıyordu."

 

Cagdas Gazeteciler Dernegi ==> www.CGD.org.tr

 

 

 

 

 

 

 


Gazeteci Sinan Kara


Sinan Kara'nın Gazetesi


Sinan Kara'nın Haberleri


Haberlerde Sinan Kara


Sinan Kara Mahkemede


Sinan Kara'ya Destek


Sinan Kara'nın Avukatı Burhan Apaydın


Sinan Kara'nın Oğlu
Burhan Apaydın Kara


Ziyaretci Defteri'ni OKU
Ziyaretci Defteri'ne YAZ

.....
Ziyaretçi Defteri - 2
Oku  Yaz


Sinan Kara Yahoo! Groups



Gazeteci@SinanKara.com


Tel : 0537 354 72 74


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sponsor:

AYPA-TV ist laut Guinness Buch der Rekorde "Der kleinste Fernsehsender der Welt"

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Datça Haber

SİNAN KARA, CEMİL ÇİÇEK, AK PARTİ VE CHP

 Sinan Kara ile ilgili yerel medya, ulusal medya, internet medyasına yazdığım bu kaçıncı yazı sayısını ben de unuttum. Sinan’ı bir Don Kişot, T.C. rejimini de yel değirmeni olarak görüp algılayan veya işlerine öyle geldiği için öyle görenlere yaklaşmaktaydım ki, Adalet Bakanı Cemil Çiçek imdadıma yetişti.

Yanlış anlamalara meydan vermemek için, seçimim, tercihim olmayan bazı kimliklerimi belirteyim. 1968 kuşaklı, Dersimli aleviyim. Tercihim olan kimliklerim ise, komünist ekolden (Dev-Genç, TİKKO-TKPML) gelme özgürlükçü sosyalistim. Uzun yıllardır gazetelerde köşe yazıları  yazıyorum. Sinan Kara ile geçen yıl gazeteciliği nedeniyle devletin hışmına uğradığı için tanıştım, inandım ve sahiplendim. Metin Göktepe’nin dirisi gibi geldi bana. Metin’i bir depoda veya bir stadyumda coplayan, tekmeleyenler neyse bugün Datça’da Sinan’ı hukuksuzlukla tekmeleyen Kaymakam, savcı ve hakimler aynı şeyler. Bir kış günü Afyon’da karlı, buzlu bir havada Metin’in duruşmasına girerken, duruşmanın yapılacağı kapalı spor salonunun önünde polis saldırısına uğradık. Karda, buzda kayan, düşen yuvarlanan yuvarlanana. Bir baktım ki iki polis, Ankara’dan gelen bir arkadaşı biri kolundan diğeri paltosunun eteğinden tutmuş bir leş çekercesine buzun üstünden sürükleyerek spor salonunun kimsenin gitmediği tenha olan arka tarafına doğru sürüklüyorlar. Hiç düşünmeden bu iki polisin üzerine uzaktan koşarak öyle bir atladım ki iki polis altımda 5-6 metre kaydıktan sonra durabildik. Polislerin üzerinden kalktığımda ikisi birden kaçarken ben dönüp yerdeki arkadaşı alıp kalabalığa karışmıştım. Sonra düşündüm ki Metin coplanırken orada olup aynı şeyi yapmayı ne kadar çok arzulamışım.

Sinan Kara’yı Datça’daki yerel devlet cenderesinde aynı şekilde görüp, elimden geldiğince yanında yer almaya çalıştım. Sinan 25 Temmuz 2003’te Mert Çiller davasından içeri girecekti. Mert Çiller Amerikalı manken sevgilisiyle özel yatıyla Datça limanına yaklaşıyor. İçki alemi sonrasında sevgilisini dövüyor. Halk etrafına toplanıyor. Kalabalıktan biri akıl edip bu tam Sinanlık bir haber diye Sinan’a telefon ediyor. Sinan on dakika sonra olay yerine geliyor. Kalabalığın bir kısmı bekliyor. Mert Çiller yatına çekiliyor. Sinan korumalarından rica ediyor. “Sayın Mert Bey ile görüşmek istiyorum. Ben DHA muhabiriyim. Olayda bir hata yapmamak için olayı bizatihi Sayın Çiller’den öğrenmek istiyorum.” Ret cevabı alınca oturup bekliyor. Yatın ve kalabalığın birkaç fotoğrafını çekip bekliyor. Biraz sonra koruma gelip Sinan’a Mert Çilleri’in rahatsız olduğunu ve Sinan’ın buradan gitmesini istediğini tebliğ ediyor. Sinan cevaben “hayır ne münasebet. Burası bir kafeterya ve ben burada oturmuş çayımı içiyorum. Sayın Çiller’e ne zararım olabilir ki?” Bu yanıt üzerine koruma yata dönüp hemen geri geliyor ve Sinan’a kesin bir emirle buradan gitmesini emrediyor. Sinan hayır deyince boğazını sıkarak yere yatırıp fotoğraf makinesini de parçalıyor. Yüzü gözü şiş ve morluklar içinde fotoğraf makinesi parçalanmış Sinan, Datça Polis Karakolu’na şikayete gidiyor. Sinan tam on saat karakolda hiçbir işlem yapılmadan zorunlu tutuluyor.  Sinan en son isyan ederek “Ben medyadaki patronlarıma bildireceğim. Siz bana haksızlık ediyorsunuz. Tartaklanıp dövüldüm, fotoğraf makinem parçalandı. Siz bu şikayetime rağmen hiçbir işlem yapmıyorsunuz” diye feryat ediyor. Tabii bu arada Mert Çiller sarhoşluktan ayılmış ve iki yalancı tanık ayarlanarak işlem yapılıyor.  Karakola mağdur ve şikayetçi olarak giren Sinan Kara karakoldan Mert Çiller’i tehdit eden bir sanık olarak çıkıyor. Aynı düzmece iki yalancı tanıkla Datça adliyesinde jet hızıyla yargılanıp bir yıla mahkum ediliyor. Yargıtayımız da (Yargıtay Başsavcısının bu iki tanığın ifadelerinde çelişkiler var gerekçesiyle olumsuz görüş belirtmesine rağmen) ceza kararını onaylıyor. Karar Sinan’a tebliğ edilip cezaevine girmesi kesinleşince Sinan’ın ve çevresinin hiçbir girişimi olmaksızın tanıklardan biri Sinan’a gelip şöyle diyor. “Kardeşim senin iki bebeğin var. Benim yanlış ifadem yüzünden hapse gireceğin için ben vicdan azabı çekiyorum. Ama bana bu ifadeyi bu şekilde verdirenlere sordum. Dedim ki ‘Tamam sizin istediğiniz şekilde ifade veririm. Ama Sinan bu işten haksız yere ceza almasın haaaa...’ dedim. ‘Hayır’ dediler. ‘Biz Mert Çiller’i, Başbakanımızın dolayısıyla ülkemizin onurunu kurtarmaya çalışıyoruz. Maksat devletimiz rezil olmasın’ dediler de o nedenle bu ifadeyi verdim. Ama ben şimdi sen suçsuz yere hapse gireceğin için vicdan azabı çekiyorum. Avukatlara danıştım. Yalancı tanıklıktan ceza alıp hapse gireceğimi de biliyorum. Ama ben yine de gerçek ifademi verip, yaptığım hatayı telafi edip, bu yükten kurtulmak istiyorum” diyor. Sinan teşekkür edip, “Hemen karar verme” diyor. “Bir iki gün daha düşün öyle gel” diyor. Bu tanık ertesi gün gelip avukat ve tanıklar huzurunda kendi özgür iradesiyle bu gerçek tanıklığını imzalıyor. Gidip öteki tanık arkadaşına durumu izah ediyor. Birkaç gün sonra Sinan’ın hiçbir müdahalesi olmadan ikinci tanıkta gelip avukat ve tanıklar huzurunda gerçek ifadesini imzalıyor. Sinan bu ifadeyi alınca bu kararı, bu iki tanık ifadesinden başka mahkumiyet delili delili olmayan Asliye Ceza Mahkemesi’ne mahkemenin iadesi ve tanıkların yeniden dinlenmesi için başvurdu.

Datça Asliye Ceza Mahkemesi Sinan’a bir yıl ceza verirken inandırıcı bulduğu iki tanığını bu kez inandırıcı bulmayarak reddediyor ve kararının gerekçesine şunu yazıyor: “Sinan’ın cezadan kurtulma isteğinden kaynaklandığından inandırıcı bulunmamıştır.” Peki kim haksız yere cezaevine girmek ister ki? Mahkeme iki tanığı yalancı tanıklık yaparken inandırıcı buluyor da aynı tanıkları, yani kendi kararlarının tek dayanağı olan tanıklarını gerçek ifade verirken inandırıcı bulmuyor. Ozan Ahmed’in dediği gibi “Bu ne yaman çelişki adliyem.”

Sinan Datça Asliye Ceza Mahkemesi’nden bu ret cevabını alınca kendisini alıp, Muğla Ağır Ceza Mahkemesi’ne götürdük. Ağır Ceza Reisi’nin odasına Sinan ile birlikte girdim. Hakime bizi on dakika dinlemesini rica ettim. Yarısı Sinan ile dolu çantamdan Datça mahkemesinin esas kararını ve tanıkların son gerçek ifadelerini çıkardım.

Aynı tanıkların hüküm kararındaki ve yeni ifadelerinin örneklerini kendisine vererek okudum ve altlarını çizdim. Bir hukuk katliamı olduğunu ve hukukta telafisi mümkün olmayan bir yola girildiğini söyledim. Açık bir samimiyetle, kamu hukuku mastırı yapmış bir kişi olarak amacımın Sinan’dan önce hukuku kurtarmak olduğunu vurguladım. Eğer hukuk katledilirse hukukçuların da bundan pay alacağını hukukun olmadığı bir düzende hukukçunun da olamayacağını özellikle belittim. Zamanla yarıştığımızı, Sinan’ın 25.07.2003 günü cezaevine gireceğini, bu nedenle Datça’dan Sinan’la ilgili dosyayı aldırıp inceleyerek ivedi karar vermesini rica ettim. Dosyanın Datça’dan en hızlı getirilebilmesi için, helikopter, özel araç vb. her türlü aracı kendimin temin edeceğini ve bu son üç günde bu dosyanın aldırılıp Sinan cezaevine girmeden karar vermesini rica ettim. Ayrı bir makale konusu olacak bu dosya getirme işini özel gayret ve yeteneğimizle getirip bir günde Ağır Ceza Reisi’nin önüne koyduk. Reis Bey 24 Temmuz Basın Bayramı’nda saat tam 17’de aynen Datça Asliye Ceza Mahkemesi’nin gerekçesiyle reddederek, kararı bize tebliğ etti. Tüm umutları bitip tükenen Sinan ile Marmaris’e doğru yola çıktık. Kararı okurken gözümde olan 3 numaralı okuma gözlüğümle otomobilime binip yola koyulduk. Karşıdan gelen tüm araçlar bana selektör yapıp korna çalıyor. Yaklaşık 3-4 km sonra bir kamyonun altına girecekken aniden zıplayıp ayıldım ki gözümde güneş gözlüğümün yerine okuma gözlüğüm var. Sinan koltuğa yığılmış ve baygın şekilde kendinden geçmiş. Marmaris’e eve gelip Sinan’a gardırobumdan biraz elbise ve çamaşırla bir valiz hazırladım. Sonra Marmaris Gazeteciler Derneği’nin bir yattaki Basın Bayramı’nın giriş bölümüne katıldık. Sinan ertesi gün cezaevine gireceğini sanıyor. Oysa ben onun Ankara otobüs biletini almıştım bile. Adalet Bakanı’yla görüşmek üzere Ankara otobüsüne bindirdim. Eski ÇGD Genel Başkanı İsmet Demirdöğen ile telefonla konuşmuştuk. Son bir şans olarak Adalet Bakanı ile görüştürmesini rica etmiştim. O da onayladı. İsmet Bey ertesi gün Sinan’ı Kemal Anadol ile birlikte Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile görüştürdü. Sayın Cemil Çiçek daha Sinan’ı görür görmez tanıdı ve şöyle dedi: “Seni tanıyorum. Olaylarına ve mağduriyetine vakıfım. Ben müsteşarıma seninle ilgili talimat verdim. Şimdi derhal ona git. Önce infazını erteleyeceğiz. Adli tatilden sonra da gel, yazılı emirle bozma yoluna gideceğim” dedi. Eğer Adalet Bakanı bu sözünü gerçekleştirirse hükmedenin gücü yerine hukukun üstünlüğünü koyacak. Kanun devletinin yerini hukuk devleti alacak.

Sinan bu müjdeyi telefonla bana iletince gidip Sayın Cemil Çiçek’i öpmek istedim. Benim yıllarca emek verdiğim, milletvekili adayı olduğum SHP-CHP’de Adalet Bakanlığı yapmış yakınım, memleketlim olan Mehmet Moğultay’la, saygınlığıyla bilinen Seyfi Oktay bile bunu yapamazlardı.

Şimdi; topçu solcular, ulusal solcular, kemalistler vb. tarikat solcuların dışındaki analitik düşünen özgürlükçü soldaki insanlara, demokratlara, çağdaş alevilere, Kürtlere sesleniyorum. AK-Parti’nin bugünkü yönetim kadrosu, CHP yönetim kadrosunun çok çok önünde ve üzerindedir. AK-Parti bugünkü CHP’den daha soldadır. Tayyip, Baykal’dan daha ileride ve soldadır. Japon emperyalist güçleri Çin’i istila ettiklerinde Mao iç savaşı durdurup bir numaralı düşmanı Çan Kay Şek ile ittifak yaptı. Gerekçesi de şu idi: “Vatan bizim namusumuz. Önce elbirliğiyle düşmanı ülkemizden kovalım. Sonra dönüp kavgamıza kaldığımız yerden devam ederiz.” dedi ve uyguladılar.

Şimdi de demokrasi bizim namusumuz. Bizim kadar AK-Parti’lilerin de ihtiyacı demokrasi. Önce demokrasi mücadelesi için AK-Parti ile ittifak edelim. Sonra mücadele ederiz. Hele şu 7. uyum paketine bir bakın. MGK’ya ve MGK Genel Sekreterliği Kanuna ve eve dönüş yasasına CHP ile AKP nasıl da yer ve görev değiştirmişler. Baykal Devlet Bahçeli’ye ve Doğu Perinçek’e dönüşmüş, Tayyip Erdoğan da Ufuk Uras’a.

Unutmayın ki, AK-Parti’yi Ak Devrime götürmek de, kara devrime yöneltmek de önemli oranda biz gerçek özgürlükçü solcuların, çağdaş alevilerin ve analitik düşünen Kürtlerin elinde. Öneriyorum; solumuz sol maskeli özzzzzzünde tehlikeli sağcı olaaaaan Baykal ve CHP’si tarafından tıkanmış durumda. Sağcı olmasına rağmen, bizim kadar demokrasi ihtiyacı ve talebi olan Tayyip ve AK-Parti ile demokrasi mücadelesi doğrultusunda dayanışalım. Demokrasi karşıtlığında ve şeriata gidecek uygulamalarında da aynı duyarlılıkla mücadele edelim. Tercih sizin.

Mehmet YÜREK
ÇGD İnternet Gazetesi yazısı
08.08.2003

Suçsuz yere bir yıl yatacak Radikal - 25.07.2003: "Suçsuz yere bir yıl yatacak."

Gazeteci Sinan Kara, tanık ifadeleriyle Mert Çiller'in korumalarını tehditten bir yıl hapis cezası aldı. Tanıklar sonra, 'Yalan söyledik, o suçsuz' dedi, ancak mahkeme yeniden yargılamayı kabul etmedi.

- Radikal - 25.07.2003 -
İsmet Demirdöğen
- Haberciler.com - 25.07.2003

- Milliyet - Melih Aşık - 27.07.2003


 
 
   

Bu site Gazeteci Sinan Kara'yı desteklemek için Avrupalı Türk Gazeteciler tarafından hazırlanmıştır. 
© 2002 / 2003
- Dipl.-Ing. Ali YILDIRIM - AYPA-TV   -   28.09.2002 - 08.08.2003

Ziyaretçi Sayısı:

FastCounter by bCentral