| |
Datça Haber
Sinan Kara olayı ders olmalı
- Zaman - Ekrem Dumanlı - 24.03.2003
Sinan Kara Basın Konseyi'ne Dava Açıyor - Zaman - Zafer Özcan - 21.03.2003
Zamanı Kara Gazetecilik - Sansursuz.com - Nazım Alpman - 08.01.2003
‘Mağdur gazeteci’ Kara’yı Basın Konseyi de kınadı - Zaman - 20.03.2003
Sinan Kara, “Aleyhte Yayın Tehdidiyle Çıkar Sağladığı” Gerekçesiyle Kınandı
- Basın Konseyi - 19.02.2003
DUYURU
Namuslu Gazetecilere
ve
Sözde Basın Konseyi'ne
Basın Konseyi isimli kuruluşun öncelikle yasal bir kuruluş
olmadığını ve basının üzerinde Demoklesin kılıcı gibi bir tehdit unsuru
olduğu gerçeği,19 Şubat 2003 tarihli sözde "Kınama" şeklinde bir kararı
internet sitenizde yayınlamış olmanız nedeniyle öğrendim.
Öncelikle size açıkca soruyorum: Basın Konseyi ismi altındaki ve
yarısından fazlası gazeteci olmayan kişilerden oluşan bu fiili topluluk
hangi kanuna dayanarak oluşturulmuştur? Bir dernek durumunda olabilmesi
için dernekler kanununa dayalı olarak ve İçişleri Bakanlığı'nın izni ile
kurulmuş, dernekler kanunu hükümleri doğrultusunda yasal bir tüzüğü dahi
bulunmayan Basın Konseyi ismi altında gerçek gazetecileri "kınama" yetkisini
nereden almaktasınız?
"Kınama" deyiminin karşılığı, Türk Dil Kurumunun yayınladığı "Türkçe
sözlük" isimli ikinci kitabının "yeni baskı"sının 851'nci sahifesinde "ceza"
olarak nitelendirilmiştir. Kınama deyiminin anlamı "ayıplama, takbih"
şeklinde tanımlanmış ve aynen (kınama cezası, bir görevlinin işyerindeki
davranışının yasa ve tüzüğe aykırı olduğunu bildiren ceza) olarak tarif
edilmiştir.
Ey Basın Konseyi ismi altındaki kuruluş! Siz "Konsey" sıfatını kimden
aldınız?
Yine, Türk Dil Kurumu'nun türkçe sözlük eserinin ikinci kitabının "yeni
baskı"sının 893'ncü sahifesinde "Konsey" deyiminin karşılığı, "Yönetim
görevi yüklenmiş kimselerden oluşmuş" topluluk şeklinde tanımlanmış ve
buna örnek olarak, konuları tartışmaktan öteye "Milli Güvenlik
Konseyi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi" gösterilmiştir.
Böylece yasalara aykırı ve sadece "Basın Hürriyeti" faaliyeti
doğrultusunda görev yapan gerçek gazetecileri korkutmak ve gazetecilerin
haysiyet ve şerefiyle oynamaktan öteye geçemeyen bir fiili topluluk
olduğunuz ortaya çıkmıştır.
Sözde Basın Konseyi'ni oluşturan sizler, daha Anayasayı ve Basın Kanununu
bilmekten habersiz kişilersiniz. Anayasanın 138/2 maddesi, yargıçlar ve
mahkemeler üzerinde doğrudan veya dolaylı yollardan etki
yapılmasını, telkinde bulunulmasını yasaklamıştır. Basın Konseyi isimli bu
fiili topluluk, Anayasanın 11. maddesinden dahi habersizdir. Anayasanın
11. maddesi, Anayasa hükümlerinin sadece yasama, yürütme organlarını değil
bütün resmi kuruluşları ve ister sıfatı olsun ister olmasın tüm kişileri
bağladığını belirtmiştir. Basın Yasasının 30. maddesini de bilmediğiniz
anlaşılıyor. Bu yasanın 30. maddesi, görülmekte olan davalar ile ilgili
olarak asla yorum dahi yapılamayacağını emretmiş ve aksine hareket eden
yayıncıların hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörmüştür.
Ey sözde basın konseyi! Benim hakkımda, gazeteciliği özel çıkarlara alet
etmek ve gazeteci olarak taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürmek ısnat
ve iftirasında bulunan sizleri işlediğiniz üç suçtan dolayı ceza mankemesine
vereceğim. Birinci suç, şahsıma hakarettir. İkinci suç, iftira suçudur. Üçüncü
suç, görülmekte olan davaları yorum yaparak suç ısnadında bulunarak basın
kanununun 30. maddesini çiğnemeniz suretiyle işlediğiniz suça aittir. Ceza
davası açmaktan korkan pek çok kişinin yaptığı gibi, ben, manevi tazminat
davası açmayacağım. Sizlere ıspat hakkı tanıyarak "kınama cezası" kağıdı
altına imza atmış olan hepinizi yargı karşısına çıkartarak "sanık, ayağa
kalk" dedirterek hesap sormak için derhal harakete geçeceğimi bilmenizi
isterim. Bugüne kadar pek çok masum ve onurlu gazeteciye, çıkarları ihlal
edilen kişilerin, işadamlarının yaptığı başvuruları gerçeğe
dayanıyormuşcasına sonuçlandırarak gazeteci arkadaşlarımızın haysiyet ve
şerefiyle oynama cüretini gösterdiniz. Ben şimdi sizleri yargı organı önüne
çıkartarak yalnız kendi şeref ve haysiyetim yönünden değil, haksız yere
kınadığınız gazeteci arkadaşlarım adına da hesap sormayı şerefli bir
gazeteci olarak görev addediyorum.
Doğan Ömer Yalçınkaya ismindeki kişi ile ilgili olarak hakkımda
kesinleşmiş bir karar olmamasına rağmen, sanki varmış gibi gerçek dışı
davranışınızın hesabını soracağım.
Mehmet Karadağ ismindeki müteahhid, Datça sahillerindeki kumları izinsiz
ve çevre kanununa aykırı olarak alıp mesken inşaatlarında kullanmış olması
sonucunda inşaatı mühürlenmiş ve durdurulmuştur. İnşaatlarda deniz kumunun
kullanılmasının Yalova, Adapazarı ve Karamürsel'de depremi faciaya
dönüştürdüğü ve binlerce insanın ölümüne yolaçtığından sözde Basın
Konseyi'nin haberi yokmudur?
Gazeteciler hakkında kendi akıllarınca kınama cezaları vermeye kalkışan
bu kişiler en azından gazete okumuyorlar demektir. Gazete okumayanlar nasıl
olurda gazetecileri kınamaya kalkışırlar. Datça, 1. derecede deprem
bölgesidir, ben gazeteci olarak bunu yazdımsa ve "Kamyonlarca kum çalındı"
diye başlık attımsa, ey sözde Basın Konseyi lütfen başınızı öne eğiniz.
Çalınan kumlar, ayrıca bu milletin sahip olduğu topraklara karşı işlenmiş bir
suçtur. Sizler, Datça savcısı için nasıl olurda "gerçeği yazan ben Sinan
Kara'nın hapisle cezalandırılması için iddianame tanzim edip dava açarsınız"
diyerek bu savcıyı Adalet Bakanlığına sözde temsil ettiğinizi klişe halinde
kağıtlarınıza yazdığınız "Basın Meslek İlkeleri" adına neden dolayı şikayet
yoluna gidip "kınama cezası" verilmesi için Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kuruluna bildirilmesini istemiyorsunuz da, gerçeği yazan bir gazeteci olarak
beni "kınama" yoluna gidiyorsunuz.
Evet,işte bu nedenle başınızı öne eğmeniz gerekir.
Her iki dava da devam etmekte ve henüz kesinleşmemiştir, sözde Basın
Konseyi olarak Datça'daki güvenilirliği kalmayan taraflı mahkemeden önce
davranarak ve kendinizi yargı yerine koyarak suçsuz yere cezamı kestiğinizin
farkında mısınız?
Ey sözde Konsey, onurlu yaşamak ve kalabilmek adına ben Sinan Kara'nın 1
yaşındaki oğluma süt alabilmek için fotoğraf makinamı bile sattığımı da
biliyor musunuz?
Kaymakam'a gazete vermedim diye hapse atıldığımı ise size hatırlatmama
sanırım gerek yok, sayın sözde Basın Konseyi topluluğu!
Gazetecilik bu ise, sizler gazeteci değilsiniz!
Kamuoyu önünde,hakkımda yaptığınız iftiralardan dolayı sizi ıspata
çağırıyorum.
Ve siz elinizdeki sözde belgelerinizi, ben belgelerimi ortaya koyalım,
haksız olan onurlu davranarak bu meslekten çekilsin.
Kamuoyundan kaçmayı sanırım bu satten sonra göze almazsınız.
Haydi memleket ve haysiyetli gazeteciler görsün kimlerin namusuyla
yaşadığını...
Ne dersiniz?
Sinan Kara Gazeteci
20 Şubat 2003
Öncelikle Zaman Gazetesi'nden Zafer Özcan'ın bu ikinci gazetecilik başarısı
için kutlarım! Daha önceki çalışmasında eksik bıraktıklarını tamamlamış!
Biraz çirkin, ancak kullanmadan edemeyeceğim bir deyimle "tüy dikmiş"..
Ama unuttukları var!
Öncelikle bir gün sadece kendi vicdanıyla baş başa kalacağını unutmuş.
Hadi vicdanı da bir yana bırakalım.
Hukuku, ahlakı ve çiğneye çiğneye sakız haline gelen gazeteciliğin temel
ilkelerini de unutmuş.
Olayda ortada olan çok basit soruların cevaplarını göz göre göre atlamış.
Bu haberde ve olayda Basın Konseyi HUKUK CİNAYETLERİNDEN birini daha
işliyor. Ve Zaman Gazetesi muhabiri bu haberle "su tabancasıyla" cinayet
işlemeye kalkışan bir gönüllü tetikçi konumunda.
Çünkü
Hem konsey ve hem de gazete hem kendi kurallarını, hem de hukukun genel
kurallarını ayaklar altına almakta, garip ve nedenleri pek de uzağımızda
olmayan bir ısrarla Sinan Kara'ya saldırmaktadır.
Şöyle ki;
1 - Basın Konseyi "görülmekte olan bir davanın sonucunu etkileyecek şekilde"
görüş açıklamaktadır. Konsey kendi kararında bile "davanın görülmekte
olduğunu belirtecek kadar" hukuktan, hukuk ilkelerinden habersiz ve
cahildir. Konsey kararında da belirtildiği gibi şikayet konusu olan iki
haber de "mahkemelerde halen görülmekte olan davaların esasını"
oluşturmaktadır.
Zaman Gazetesi de bugünkü haberinde hem hukukun temel ilkesini çiğnemiş, hem
de görülmekte olan bir davayı etkileyecek şekilde yayın yaparak önemli bir
gazetecilik ilkesini ayaklar altına almıştır.
2- Basın Konseyinin Saygın Üyelerine de kötü bir haberim var. Özel
sözleşmeyle kurulmuş alalade bir kurum olarak yaptıkları iş "nüfuz
kullanarak mahkemeye etki altında bırakmak" suçunun tanımlarına uymaktadır
ve bu elinizde su tabancasıyla yargısız infaza kalkışmaktan daha ciddi bir
sonuç doğurur.
Türk Ceza Kanununun 238. maddesinde düzenlenmiştir. İki yıldan başlayarak
hapis cezasıyla cezalandırılmaktadır...
Kişisel olarak hiç bir ifadenin hapisle cezalandırılmasından yana değilim,
ama bunu hukuksuzluğu da tespit etmek istiyorum.
3- Basın Konseyi "kendi kurallarını hiçe sayacak kadar" hukuktan ve hukuk
mantığından uzak davranmaktadır.
Şöyle ki, Konsey kendi kurallarında başvuru süresini yapılan yayınlardan en
geç iki ay sonrasıyla sınırlamaktadır.
Oysa Sinan Kara olayında şikayet konusu haberlerin tamamı 2001 yılında
yayınlanmıştır, şikayet başvuruları ise iki aylık süreden çok çok sonra
yapılmıştır..
Ayrıca şikayet üzerine yapılan incelemelerin iki ay içinde karara bağlanması
gerekmektedir. Bu süre de aleni biçimde aşılmıştır..
İncelemede yer alan yüksek kurul üyeleri Sinan Kara'nın daha önce o ya da bu
biçimde profesyonel olarak çalıştığı kuruluşlarla ilişkilidir.
Oysa konseyin kendi kurallarına göre bu isimlerin bu soruşturmadan daha
başlangıçta çekilmeleri gerekir.
Ayrıca Konsey'in şikayetlerle ilgili araştırma yaptırdığı ve bir kanaate
vardığı anlaşılıyor. Bu nasıl araştırmadır ki, tehdit ve şantajla para
istendiğini söyleyen şikayetçilerin, savcılığa şikayetlerinden önce Sinan
Kara tarafından haber yapıldığı, bu haber sonrası haklarında işlem
yapıldığı, suçlu bulunup ceza aldıkları atlanmış. Yani tehdit ve şantajdan
şikayet ettikleri sırada haber çıkmış ceza almışlar. Tehdit ve şantajın
gerekçesi kalmamış ki...
Dahası, araştırmacı konsey üyeleri, nasıl araştırmışlar ki, şikayetlerden
çok çok önce "Bu Sinan Kara kimdir? Neyin nesidir? PKK destekçisi midir?"
diye savcılığa imzasız suç ihbarı yapanlarla şikayetçilerin aynı kişiler
olduğunu tespit edememiş. Dosyadaki ilişkilerde şikayetçilerin de
araştırmacıların da yüzünü kızartacak daha çok şey var. Yeter ki gerçekten
araştırılsın.
4- Basın Konseyi gazetecilik mesleğini düzenlemek üzere yasalar tarafından
kurulmuş bir kurum değildir! Konsey belirli sayıda kuruluş ve insanın bir
araya gelerek oluşturduğu bir "özel hukuk sözleşmesinden" ibarettir.
Dolayısıyla bu sözleşmeye taraf olmayan üçüncü kişileri bağlayıcı hiç bir
yanı olmadığı gibi, bu iddiada bulunuyor olması, özel hukuktan tamamen
farklı kurallara tabii bir "hak ve özgürlükler" alanında nüfuz kullanmakta,
bu haliyle bile haberleşme hürriyetini ve haber almak hakkını ciddi biçimde
ihlal etmektedir...
Gazetecilik özel hukuka değil, kamu hukukuna tabii bir meslektir.
"özgürlüğünü" Anayasadan ve Uluslararası Sözleşmelerden almaktadır. Yoksa
noterlerde yapılmış bir takım sözleşmelerle düzenlenemez ve sınırlanamaz.
Bunun fiilen yapılıyor olması başından beri ciddi bir suçtur...
Yani şu "su tabancası" metaforuna son kez dönecek olursak; Basın Konseyi
gerçek silahların, hapis cezalarının, mahkeme kararlarının olduğu bir hak ve
özgürlükler alanına elinde su tabancasıyla dolaşan bir faniden başka bir
hüküm taşımamaktadır.
5- Bu noktaya kadar dikkat edildiyse şekilden söz ettik. Haberlerin
içeriğini hiç tartışmadık. Çünkü buna gerek bile kalmıyor. Ama sadece bir
noktaya dikkat çekmek istiyorum:
Hepimiz biliyoruz ki Sinan Kara Mahkeme Başkanı, Tapu Müdürü, Parti
Başkanları gibi askeri ve mülki erkana Kaymakam tarafından verilen ve parası
"FAKİR FUKARA FONUNDAN KARŞILANAN" ünlü yemeği "FAKİRLERE BAK FAKİRLERE"
başlığıyla verdiği için bu davalara ve tehditlere uğramıştır.
Ancak Zaman gazetesinin her iki haberinde de olayın temelini oluşturan bu
konu "HİÇ AMA HİÇ GEÇMEMEKTEDİR".
Bunu da Zaman Gazetesi Muhabiri Zafer Özcan'ın vicdanına bırakıyorum..
Cengiz Erdinç
20.02.2003
NOT: BASIN KONSEYİNİN ÇİĞNEDİĞİ BASIN KONSEYİ KURALLARI
İster yazılı (gazete, dergi vb.) ister elektronik (radyo, tv vb.) ister
sayısal (internet vb.) bir yayımın yapıldığı tarih üzerinden en çok iki ay
geçmemiş olması şartıyla, Türkiye sınırları içindeki herhangi bir yayın
(gazete, dergi, haber ajansı, radyo, televizyon) hakkında veya Basın Meslek
İlkelerine aykırı davranan herhangi bir gazeteci hakkında Basın Konseyi'ne
YAZILI OLARAK başvurabilirsiniz
Madde 23- Basın Konseyi Yüksek Kurul üyeleri, kendileriyle -geçici nitelikte
bile olsa- iş veya dostluk yahut akrabalık ilişkisi olan kişi veya
yayınlarla ilgili konuların incelenmesi, görüşülmesi ve karara bağlanması
aşamalarına katılamazlar. Böyle bir durumu Yüksek Kurul üyesinin peşin
olarak açıklaması beklenir. Hangi iş ilişkisinin bu kapsamda sayılacağına,
tereddüt halinde Basın Konseyi Yüksek Kurulu, mevcut diğer üyelerin oyu ile
karar verir.
Cengiz Erdinç
20.02.2003

Sinan Kara, Babahan'la Tartıştı - Haberciler.com - 10.02.2003
- Gazeteci Sinan Kara Tahliye Oldu - Bianet.org - 07.02.2003
- Gazeteci Sinan Kara tahliye edildi - Haberciler.com - 07.02.2003
- Gazeteci Sinan Kara yarın tahliye oluyor - Bianet.org - 06.02.2003
- Gazeteci Sinan Kara tahliye oluyor - Haberciler.com - 03.02.2003

Zamanı Kara Gazetecilik - Sansursuz - Nazım Alpman - 08.01.2003
- Patron ve muhabir - Sabah - Ergun Babahan - 05.01.2003
- Öznesiz fikirler - Star - Umur Talu - 04.01.2003
- ‘Mağdur gazeteci’nin suç dosyası kabarık - Zaman - 04.01.2003
- Sinan Kara, iyi seneler! - Milliyet - Hasan Cemal - 03.01.2003
- Yeni yılın kutlu olsun Sinan! - Radikal - Celal Başlangıç - 02.01.2003
- Sinan Kara olayı - Milliyet - Derya Sazak - 30.12.2002
- Musa, 'kara talihimiz'e tanıklık etti! - Star - Musa Ağacık - 28.12.2002
- İnfazi Ertelenen Gazeteci Kara Gözaltında - Bianet.org - 26.12.2002
- Sinan Kara'ya ÖZGÜRLÜK - Akşam - Nazım Alpman - 26.12.2002
- Gazeteci Kara "Şimdilik" Serbest - Bia Haber Merkezi - 25.12.2002




Sinan Kara'yı Parçalatmayalım - Sansursuz - Nazım Alpman - 19.12.02
Datçalı Sinan Kara'nin "kara" talihi - Akşam - Nazım Alpman - 19.12.02
'Gazeteciye dokunma' - Hürriyet - Yalçın Bayer - 25.12.2002
Sinan Kara’ya Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi'nden Ödül - 15.12.2002
Sinan Kara’ya Avrupa’dan destek
Haber peşinde koşarken otoriteleri kızdıran Datçalı gazeteci Sinan Kara’nın
başına gelenler, Avrupa’daki Türk gazetecilerin de gözünden kaçmadı. Mesleğinin
gereğini yerine getirmekten başka birşey yapmayan Kara’yı yıllarca hapis ya da
milyarlarca liralık para cezasıyla karşı karşıya getiren anlayış ve sisteme
karşı mücadeleye katkıda bulunabilmenin yollarını arayan „Avrupalı
gazeteciler“, ilk olarak meslektaşlarıyla dayanışma içinde olduklarını ilan
etmeye karar verdiler.
Geçtiğimiz Şubat ayında kurulan Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’ne (ATGB) üye bir grup
gazetecinin başlattığı imza kampanyasının ilk haftası içinde „Sinan Kara“nın yanında olduğunu açıklayan
gazetecilerin sayısı 40’ı buldu. Bu arada bazı gazeteciler de bu durumu üyesi
bulundukları meslek örgütlerinin gündemine getirmeye, bazıları da çalıştıkları
yayın organlarında haber olarak yayınlamaya çalışacaklarını açıkladılar. Datça Haber gazetesinin sahibi, DHA’nın
muhabiri, 11 yıllık gazeteci Sinan Kara’nın yaşadıklarının „Avrupa“nın gündemine gelmesi,
kuşkusuz, „Avrupalı“ olma iddiasındaki Türkiye’ye kuşkuyla
bakanların da işine gelecektir... Ama bu olasılık, „Avrupalı gazeteciler“in
Türkiye’de haksızlığa uğrayan bir meslektaşlarıyla dayanışma çabasının karşısına
çıkamaz. Çünkü, Türkiye’yi özgürleştirmek için, Avrupalılara „istediğiniz gibi
yasaları değiştirdik, şimdi bizi aranıza alın“ diye seslenmek, yalvarmak ya da
„diklenmek“ten başka yollar vardır. Böylesi dayanışmalar gibi... (gk)
Sinan Kara'nın yanındayız!
Biz Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde yaşayan basın çalışanları, gazeteci Sinan Kara'nın karşılaştığı
baskıları yakından izliyoruz. Sinan Kara’nın "Avrupalı” meslektaşları olarak kendisiyle destek ve dayanışmamızı
açıklamayı, baskıları kınamayı bir görev olarak kabul ediyoruz.
Ömer Aktaş(Frankfurt), Erol Ars (Augsburg), İlhan Ayer (Hagen), Fikret Aydemir (Brüksel), Hayati Boyacıoğlu
(Berlin), Çilem Bozturgut (Ulm), Mustafa Bozturgut (Ulm), Osman Çutsay
(Frankfurt), Celil Denktaş (Berlin), Serap Doğan (Duisburg), Alaatin Erdinç
(Ulm), Mustafa Kemal Erdemol (Londra), İrfan Ergi (Frankfurt), Engin Erkiner
(Frankfurt), Numan Ersüren (Frankfurt), Işın Greiner (Ulm), Ali Güzel (Ulm),
Selami İnce (Köln), Erdoğan Karayel (Ulm), Gürsel Köksal (Frankfurt), Meryem
Kösterelli (Ulm), Tuncay Kulaoğlu (Nürnberg), Güray Öz (Frankfurt), Muharrem
Özsöz (Frankfurt), Shirvan Nuray Sarıkaya (Stockholm), Mehmet Sarpay (Ulm), Ali
Şahin (Ulm), Salih Şahin (Ulm), Hüseyin Şenol (Ulm), Erol iri (Stuttgart),
Kenan Tanis (Ulm), Sadi Tekelioğlu (Kopenhag), Veysel Tepe (Ulm),
Ayça Tolun (Köln), Vedat Topal (Ulm), Erdinç Utku (Brüksel), Mehmet
Ünal (Mannheim), Ömer Yaprakkıran (Frankfurt), Ali Yıldırım (Berlin), Merdan
Yıldırım (Ulm), Hasan Yitgin (Münih),
Hürriyet
Hürriyet
Hürriyet
Basın Konseyi
Basın Konseyi
Bianet.org
AAA
111
AAA
11
|
|
AYPA-CHAT
DATÇA
HABER
ÇGD
|
|